Düşlerin ve Mutluluğun Başkenti: İstanbul

Düşlerin ve mutluluğun başkendi İstanbul
Düşlerin ve mutluluğun başkendi İstanbul

Türkiye’ye ilk adımımı 1990 senesinde attım ve geride kalan 16 uzun yıl boyunca İstanbul’un ve Türkiye’nin gezmedik köşesini bırakmadım.

Türkiye’ye gelmeye karar verdiğimde bunun sebebi o sırada çalışmakta olduğum firma için iş görüşmeleri yapmaktı. Daha önce Orta Amerika’da, Panama’da dört sene kadar bulunmuştum ve Türkiye’nin nerede olduğuna dair en ufak fikrim yoktu. Fakat ilk gezimi İzmir yakınlarındaki Efes’e yaptığımda, tam anlamıyla şok olmuştum. Olağanüstü bir manzaraydı ve gördüklerime inanamıyordum. Böylece Türkiye’ye yerleşir yerleşmez her hafta sonu ve tatillerde ailemle birlikte bu ülkenin her köşesini gezmeyi kafama koydum ve gezdim de.

Türkiye’de yaşadığım yılları aklımdan geçirince kesinlikle söyleyebilirim ki bu ülke, dünyanın gezilmeyi hak eden en iyi bir kaç ülkesinden biriydi.  Bu sebeple TÜrkiye’yi mümkün olduğunca fazla dolaşmaya çalışıyorum ve Koreli arkadaşlarıma da bu ülkenin tarihi ve doğal güzelliklerini en iyi biçimde tanıtırken kesinlikle sıkıntı çekmiyordum.

Ben bir Hıristiyanım. Dolayısıyla Doğubeyazıt, Harran, Mersin, Kapdokya, Efes, Bergama, Çanakkale ve benzeri diğer tarihi mekanları özellikle gezmek istedim. Diyebilirim ki Türkiye, Hıristiyanlar için en az Kudüs kadar kutsal bir ülkedir.

İstanbul’a gelince… Doğu Roma İmparatorluğu’na Konstantinepolis ismiyle 330’dan 1453’e kadar 1123 sene; Osmanlı İmparatorluğu’na ise 1453’ten 1923 yılına kadar tam 470 sene başkentlik eden bu şehir, en güzel, eşsiz ve kozmopolit dünya kenti olduğu gibi bana göre dünyanın da başkentidir.

Tek başına Ayasofya’nın İstanbul’daki varlığı bile, eski ismiyle Konstantinepolis’in Hıristiyan Roma İmparatorluğu’nun ilk başkenti olarak değerini ortaya koymaya yeter de artar bile.

İstanbul’u tek bir kez bile görmüşseniz ve ona nasıl bakmanız gerektiğini biliyorsanız, İstanbul’a aşık olmak için sayısız sebep olduğunu fark etmeniz işten bile değildir. Çünkü ona benzeyen tek bir şehir daha yoktur yeryüzünde. Bu benzersizlik, İstanbul’un sadece coğrafi konumu, ya da diğer doğal güzelliklerinden kaynaklanmaz. İstanbul aynı zamanda kültürel ve tarihi olarak da görkemli ve ayrıcalıklı bir kenttir.

Boğaziçi’nin kıyısında hiç bulundunuz mu? Dünyanın bir şehri ikiye bölüp geçen yegane denizi olarak İstanbul Boğazı, bu şehri sadece Türkiye için değil bütün dünya için değerli kılıyor.

Türk insanı Korelileri çok seviyor. Bunun tarihi sebebi 1950 yılındaki Kore Savaşı ise diğer güncel sebebi de kesinlikle 2002 Dünya Kuası’dır. Hala birçok Türk, Kupa’daki Kore sloganını hatırlıyor: “Dehan Minguk”… Ve bu da bütün Koreli turistleri memnun etmeye yetiyor.

Ben Beşiktaş, Etiler’de oturuyorum. Buralarda tek sorun hayat pahalılığıdır. Gerçi İstanbul’da tıpkı Türkiye genelinde olduğu gibi bölgeler arasında hayatın maliyeti çok farklıdır. İstanbul Türkiye’nin en pahalı şehri fakat aynı zamanda ticari bakımdan da son derece hareketli bir yerdir. Ziyaret etmeye değer o kadar çok mekan, güzelrestoran ve eğitimli, hoş insa var ki çevrenizde, hayat pahalılığı pek de umursamıyorsunuz.

İstanbul’daki şehir hayatı da oldukça cazibelidir: Klasik ve modern sanatlar, müziğin her türü, tiyatrolar, sinema salonları, müzeler vs… İstanbul’un dört bir yanı tarih kokuor ve İstanbullular için olduğu kadar turistler için de kültürel etkinliklerle dolu.

Diğer taraftan İstanbul, hayli kozmopolit bir şehir görünümüne sahiptir. 12 milyonu aşkın insanın yaşadığı ve harıl harıl çalıştığı İstanbul, başkent Ankara olduğu halde, hala ülkenin en aktif ve en önemli kentidir.

Değinmeden geçemeyeceğim bir diğer ayrıntı da İstanbulluların çoğunluğunun İslam dinine mansup olmasına rağmen farklı dinlerden insanlara karşı dini bir ayrımcılığın söz konusu olmamasıdır. Çünkü bu şehirde ve genel olarak Türkiye’de din, kişisel bir tercih olarak kabul ediliyor ve bu dini özgürlük atmosferi yasalarla da koruma altına alınmış durumdadır.

İstanbul bütün Koreliler için kardeş bir şehir olarak görülüyor. İstanbul Kore’nin Pusan ve Seul kentleri ile kardeş şehirdir. Bu özel kardeşlik sebebiyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi dışında Sarıyer ve Kağıthane gibi ilçe belediyeleri de bazı Kore belediyeleri ile kardeş şehir antlaşmaları imzalamıştır.

Daha önce belirttiğim gibi bu kardeşlik duygusu sadece Kore Savaşı ya da 2002 Dünya Kupası ile de ilgili değildir. İki ülkenin somutlaşan antlaşmalarla bu ve benzeri kardeşlik ilişkileri sadece iş hayatını kapsamıyor. Spor dallarından, kültürel etkinliklere, yeni teknolojiler ve gelecekte yapılabilecek diğer işbirliklerine uzanan bir dizi ortak nüvesini teşkil ediyor…

Şunu şimdiden söylemek mümkündür ki iki ülkenin bu dostluk ilişkisi gelecekte uluslararası pazarlarda ortak ve büyük bir güç olarak Kore’yi ve Türkiye’yi ileriye taşıma potansiyeline sahiptir.

İstanbul sadece İstanbullular için değil bütün dünya insanları için önem taşıyan uluslararası bir dünya kentidir. İstanbul sadece genç insanlar için değil, yaşını başını almışlar için de yaşanmaya değer bir metropoldür. İstanbul her zaman söylendiği gibi Asya ile Avrupa, doğu ile batı arasında bir köprüdür. O, sadece iki kıta arasında değil, iki tarihsel ve kültürel kutuplar arasında da köprüdür.

Bu nitelikleri İstanbul’un neden 2010 yılının Avrupa Başkenti olmasına aday seçildiğini ve dünyanın çağdaş kültür başkenti olarak herkese tavsiye edilme sebebini anlamamızı sağlıyor.

İstanbul’u seviyorum. Eşim ve üç çocuğumla beraber bir 16 yıl daha bu şehirde yaşamayı istiyoruz. Tıpkı geride bıraktığımız 16 düş ve mutluluk dolu yılda olduğu gibi.

Ne de olsa İstanbul, düşlerin ve mutluluğun başkentidir…

Kim Sang-Jin

Chosun Dergisi / Güney Kore

Comments

comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir