Latince Kesinlikle Ölü Bir Dil Değildir

Latince

Latince

Her küçük işletme sahibi az da olsa Latince bilmelidir. Eğitim alt yapınız, etnik kökeniniz, ana diliniz, ana diliniz ne olursa olsun, bir parça Latince bilmeniz gerekir. Örneğin, her büyük pazarlamacı, her yağmurcu “quid pro quo” deyiminin anlamını özümsemiştir. Quid pro quo “her şeyin karşılığı vardır” anlamına gelir. Quid pro quo; bir şey ver, karşılığında bir şey al demektir. Ver ve al. Küçük işletme sahipleri satış yapmak için ücretsiz numuneler vermeye, müşterisini mutlu etmek için güler yüz göstermeye, karşılığında bir şeyler almak için iyi muamele etmeye daima hazırdırlar.

 

“Carpe diem”,deyimi küçük işletme sahibi için on emirden biri gibidir. Anlamı, “günü kaçırma!”dır. Carpe diem, küçük işletme sahibine bugün yapabileceğinin en iyisini yapmasını öğütler. Dünü değiştiremezsiniz. İşinizi ilerletmek için bugününüz ve yarınınız var. Bir şeyler yapın! Carpe diem sizi “fırsatları kaçırmayın,” diyerek uyarır. Eğer işinize yararlı olabilecek bir fırsatı inceden inceye tetkik edin. Üzerinde düşünün. Onu tartışın. Eğer gerçek bir fırsatsa, Carpe diem. Carpe diem aynı zamanda bir yaşam biçimidir: Bugünü bağrınıza basın. Ne kadar kötü görünürse görünsün, bugünde iyi bir şeyler bulun. Bugünü dolu dolu yaşayın.

“Latince Kesinlikle Ölü Bir Dil Değildir” yazısını okumaya devam et

Müşterilerinize Masraf Etmekten Çekinmeyin

İşletmede Tasarruf
İşletmede Tasarruf
Ataş

Tek bir ataç dahi maliyet demektir. Yerden bir tek ataç toplamak demek, bir ataca ödenecek paranın tasarruf edilmesi demektir. Bir atacı fırlatıp atmak demek de parayı fırlatıp atmaktır. Tedbirli ve tutumlu olun ve kaloriferi, klimayı, muslukları, lambaları, fotokopi makinelerini, yazıcıları ve kahve makinesini kapatın. Tasarruf edilebilecek çok çeşitli yollar vardır; fakat, müşteri kazanmak ve hazırdaki müşterileri elde tutmak için harcanacak parayı kısıtlamak bunlardan bir tanesi değildir. En katı ekonomilerde bile, müşteri kazanamak ve eldeki müşterileri tutmak için kullanılacak fonları korumak ya da artırmak, hemen hemen her zaman bu fonları azaltmaktan çok daha büyüyk yararlar sağlamıştır. Başarılı bir küçük işletme sahibi, müşterilerine satış yapmaktan asla vazgeçmez. Oysa büyük şirketlerde, özellikle de halka açık şirketlerde, pazarlama ve satış bütçelerinin kısılması çok sık rastlanan bir durumdur.

“Müşterilerinize Masraf Etmekten Çekinmeyin” yazısını okumaya devam et

Biftek Ismarlayın, Sosisli Sandviç Yiyin

Eğer başarılı olmak için iyi eleman ya da elemanlar gerekiyorsa, bunların en iyilerini şe alın. Eğer özel yetenekleri olan ya da tecrübe sahibi ya da sizin yapamadığınız işleri yapabilen kişilere ihtiyacınız varsa, onları işe alın. En iyiler için ödeyebileceğiniz paranın en yükseğini ödeyin. Onları parayla, özgürlük vererek, nezaket göstererek, bir şeylere sahip olma fırsatı vererek ve teşekkür ederek ödüllendirin. Eğer gerekiorsa, onlara kendinize yaptığınız yatırımdan daha yüksek yatırımlar yapın. Gözde çalışanlarınıza biftek ısmarlayıp, kendiniz sosisli sandviç yiyin.

“Biftek Ismarlayın, Sosisli Sandviç Yiyin” yazısını okumaya devam et

İşe Alımlarda Bunlara Dikkat Edin

İşe Alım
İşe Alım
İşe Alım

Havanın nasıl olduğuna aldırmadan ve yaz tatilini umursamadan, her sabah mutlaka saat tam 5:00’te kalkıp, sabahın kör karanlığında gazete dağıtmak için yola çıkan, kız ya da erkek, bir çocuk ondan beklenen her işi başarıyla yerine getirir. Başarılı bir “Gazeteci Çocuk” güvenilir bir kişidir ve (arada sırada annesi kalkması için çalar saate eşlik etse bile) işine kendi kendine başlar. Gazeteci çocuk fiziksel olarak güçlüdür: Aksi taktirde yığınla, özellikle de pazar günkü eklerle birer canavara dönüşen gazeteyi taşır ve sabah kahvaltısından önce müşterilerine ulaştırabilir. Gazeteci çocuk bağımsızdır, zihinsel olarak dayanıklıdı ve toplumsal baskılardan etkilenmez.

“İşe Alımlarda Bunlara Dikkat Edin” yazısını okumaya devam et

Pazar Sabahlarına Aşık Olduğum Şehir

İstanbul‘a ilk gelişim 1993 yılında öğrenim görmek amacıyla olmuştu. Ve İstanbul‘a gelir gelmez bu şehirle ilgili edindiğim ilk intiba beni hayrete düşürmeye yetip artmıştı bile. Öyle sanıyorum ki benim yerimde kim olsaydı aynı şekilde hayrete düşer hatta tıpkı benim yaptığım gibi şaşırmakla kalmaz gülümsemekten de kendini alıkoyamazdı. Peki, neydi beni şaşırtırken güldüren bu manzara?

“Pazar Sabahlarına Aşık Olduğum Şehir” yazısını okumaya devam et

Memlekete Dönmek mi? Henüz Değil!

İstanbul, muhteşem tarihiyle, imparatorları ve savaşlarıyla, gücüyle ve bilgisiyle Kudüs gibi benim için her zaman bir efsane olmuştur. Fakat 4 yıl öncesine kadar bunu şahsen tecrübe etme fırsatım olmamıştı.

Buraya ilk gelişimde bütün bu efsane kayboldu. Anladım ki İstanbul‘u gerçekte olduğu gibi hayal etmemişim. Fakat burada karşıma çıkan da, küçümsenemeyecek derecede büyeleyici, çekici ve bağlayıcı bir şehirdi. İsrail’de doğdum ve büyüdüm. Uzun yılar boyunca süregelen İsrail-Filistin çatışmasında bir fotomuhabiri olarak görev aldım. Ta ki hayatımda köklü bir değişiklik yapmaya karar verinceye kadar… Ve New York’a taşındım. Bip Apple’da bir yıl geçirdikten sonra, foto muhabirliğinin dünyadaki başkentlerinden biri olan Paris’e taşındım.

“Memlekete Dönmek mi? Henüz Değil!” yazısını okumaya devam et

Benim İstanbul’um

Benim İstanbul'um
Benim İstanbul'um
Benim İstanbul’um

Dışardan bakan birçok insan için Türkiye, İstanbul‘dan ibaretmiş gibi görünür. Bu önyargıyı, bütünüyle doğru bir bakış açısı olarak tanımlamak mümkün değilse bile tam anlamıyla yanlış bir yorum saymak da haksızlık olur diye düşünüyorum. Kuşkusuz Türkiye’nin dört bir yanında gezilmeye, görülmeye değer yöreler, tarihi ve turistik merkezler vardır. Ama yine de İstanbul, gerek insan çeşitliliği, gerekse de görkemli geçmişiyle “Türkiye’nin vitrini” sıfatını fazlasıyla hak edecek kadar Türkiye’nin özeti, minyatürü diyebileceğimiz bir kenttir. İstanbul‘un böylesine yalın bir Anadolu gerçekliğine karşılık gelmesinden, şüphesiz özellikle kıtalar aşarak bu ülkeye yolu düşenlerin geliş-gidişlerinde, olmazsa olmaz ziyaretgahlarından birisi olmasının etkisi inkar edilemez.

“Benim İstanbul’um” yazısını okumaya devam et

İstanbullu Bir Japon

İstanbullu Bir Japon
İstanbullu Bir Japon
İstanbullu Bir Japon

Japonya’dan İstanbul’a ilk defa 1991 yılının Nisan ayında geldim. Fakat İstanbul’a bu ilk gelişimde yerleşmedim. O gün bu güzel şehirde bir gece bile kalmadan İzmir’e geçtim. Orada bir sene kadar yaşadıktan sonra İstanbul’a taşındım. Ve o tarihten bu güne, aşağı yukarı dokuz senedir Türkiye’de ve altı senedir de İstanbul’da yaşıyorum.

“İstanbullu Bir Japon” yazısını okumaya devam et

Sözün Bittiği Yer: İstanbul

Sözün Bittiği Yer: İstanbul
Sözün Bittiği Yer: İstanbul
Sözün Bittiği Yer: İstanbul

İstanbul nasıl bir şehir?

Onu diğerlerinden farklı kılan özellikleri nelerdir?

İstanbul’da keyif aldığınız mekanlar nerelerdir?

Yabancı bir misafirim geldiğinde ya da yurt dışında bulunduğumdan ardı arkası kesilmeyen buna benzer sorular sorulur. Hepsine verilecek bir cevabım olduğundan olsa gerek, İstanbul ile ilgili bir yazı yazmam istendiğinde kendi kendime şöyle dedim: “Hangi birini anlatayım ki? Tarihi mekanlarını mı? Mavi Marmara’yı mı? İstanbul’un gerdanlığı Boğaziçi’ni mi? Mimar Sinan’ın kültürümüze ışık tutan, yolumuzu aydınlatan dev eserlerini mi?”

“Sözün Bittiği Yer: İstanbul” yazısını okumaya devam et

Benim Canım İstanbul’um

Benim Canım İstanbulum
Benim Canım İstanbulum
Benim Canım İstanbulum

Ben ve ailem için İstanbul sevdası bundan yirmi beş sene önce izlediğimiz “Çalıkuşu” filmindeki sahnelerle başlamıştı. O zamanlar Sovyetler Birliği’nde yaşıyorduk ve sosyalist sistemin sansürü bile bu güzel filmin 300 milyon nüfuslu ülkede gösterilmesinde sakınca görmemişti.

İstanbul, bize kapılarını ikinci defa 1991 yılında açtı. Çünkü 1991 yılında Sovyetler Birliği dağılmış, Tacikistan bağımsızlığına kavuşmuştu. Türkiye, bağımsız Tacikistan Cumhuriyeti’ni ilk tanıyanlar arasında yerini almış ve kısa süre sonra da başkent Duşanbe’de Türkiye Büyükelçiliği faaliyete geçmişti. 1990’lardan beri Anadolu Türkçesi’ni öğrenmeye başladığım için Türkiye büyükelçiliğinde işe davet edildim. Burada çalışmaya başladıktan bir süre sonra, elçilikte çalışan bir arkadaşım bana Muazzez Ersoy’un nostalji kliplerini içeren bir videokaset verdi. Eşim ve çocuklarımla bu sanatçının İstanbul şarkılarını dinleyerek İstanbul’a daha görmeden aşık olmuştuk.

“Benim Canım İstanbul’um” yazısını okumaya devam et

Dünyanın En Güzel Açık Hava Müzesi

İstanbul Açık Hava Müzesi
İstanbul Açık Hava Müzesi
İstanbul Makale

1992 yılında bu ülkeye gerek iş, gerekse de turistik amaçlarla gelen birçok insan gibi benim de ilk durağım İstanbul olmuştu. Ancak bu tarihi şehri tanımam daha eskilere, 80’lerin başına, Fransa’daki öğrencilik yıllarıma uzanıyor. O yıllardaki ilk İstanbul ziyaretim, Fransa’dan uzun ve keyifli bir tren yolculuğuyla olmuştu. Ama ziyaretime  asıl değer katan, bu muhteşem şehre mübarek ramazan ayında gelmiş olmamdı.

O zaman Sultanahmet’te gençlerin barındığı bir misafirhanede konaklamıştım. Dört bir yandaki minarelerden gelen ezan seslerini duyduğumda ruhum çok büyük bir mutluluğun kapladığını hatırlıyorum. Bir minarede sona eren ezan diğerinde yeniden başlıyordu. Dinleyende “hiç sona ermesin” düşüncesi uyandıran bir konsere benziyordu İstanbul’un ezanları…

“Dünyanın En Güzel Açık Hava Müzesi” yazısını okumaya devam et

Düşlerin ve Mutluluğun Başkenti: İstanbul

Düşlerin ve mutluluğun başkendi İstanbul
Düşlerin ve mutluluğun başkendi İstanbul
Düşlerin ve mutluluğun başkendi İstanbul

Türkiye’ye ilk adımımı 1990 senesinde attım ve geride kalan 16 uzun yıl boyunca İstanbul’un ve Türkiye’nin gezmedik köşesini bırakmadım.

Türkiye’ye gelmeye karar verdiğimde bunun sebebi o sırada çalışmakta olduğum firma için iş görüşmeleri yapmaktı. Daha önce Orta Amerika’da, Panama’da dört sene kadar bulunmuştum ve Türkiye’nin nerede olduğuna dair en ufak fikrim yoktu. Fakat ilk gezimi İzmir yakınlarındaki Efes’e yaptığımda, tam anlamıyla şok olmuştum. Olağanüstü bir manzaraydı ve gördüklerime inanamıyordum. Böylece Türkiye’ye yerleşir yerleşmez her hafta sonu ve tatillerde ailemle birlikte bu ülkenin her köşesini gezmeyi kafama koydum ve gezdim de.

“Düşlerin ve Mutluluğun Başkenti: İstanbul” yazısını okumaya devam et

Alarko Holding İnsan Kaynakları

Alarko İnsan Kaynakları
Alarko İnsan Kaynakları
Alarko İnsan Kaynakları

Alarko Holding İnsan Kaynakları telefonu ve r-posta adresi; 0212 227 52 00, info@alarko.com.tr

Bir yılda yetiştirilen ortalama kişi sayısı, yeni yatırımlar ve projeler için ilave yaklaşık 500-600 kişi alınabiliyor.

Bir yıl içinde pozisyonlara göre alınacak kişi sayısı yapılacak yatırım ve projelere göre değişiklik gösteriyor.

MT (Management Trainee) programına katılım koşulları Alarko’da genç kadroların yetiştirilmesi amacıyla 200!ün üzerinde üyesi olan AİK “Alarko İstikbal Kulübü” kuruldu. Yüksek öğrenimini tamamlamış, 28 yaşından büyük olmayan her Alarko çalışanı bu kulübe üye olabiliyor. Yönetim kurulu 10 kişiden oluşuyor ve her yıl AİK Genel Kurulu’nda yapılan seçimde AİK üyelerinin oyları ile belirleniyor.

İş başvuru ve ilan kanalları; Adaylar Alarko’nun web sitesinden genel başvuruda bulunabilirler veya Kariyer Net’ten ilanlara başvuru yapabilirler.

İşe alım sürecinde adaylara uygulanan testler ve sınavlar; Alarko tarafından geliştirilen Motivasyon Değerlendirme Anketi dolduruluyor. Pozisyonun özelliğine göre yabancı dil sınavı veya psikometrik testler yapılabiliyor.

Genç üniversitelilere öneriler; Kendilerini iyi tanımaları ve yetenek, becerilerine uygun olan bir sahada kariyer yapmaları.

Tanınan sosyal olanaklar; Toplu sözleşme kapsamında işçileride, sektörüne göre sözleşmenin öngördüğü yani ve nakdi sosyal yardımlar ve yan gelirler veriliyor. Üst kademe yöneticilerinin emekliliğine ilişkin Özel Emeklilik Yönetmeliği, belli düzeyin üzerindeki yöneticilerin görevle ilgili olarak oto masraflarının karşılanması uygulaması, yıl içinde başarı gösteren 6 personelin ödüllendirilmesi, Alarko Buluş Ödülü Yarışması, kıdeme dayalı rozet ve plaket ödülleri gibi motivasyon amaçlı uygulamalar, genç tönetici ve uzman adayı kadrolarını kapsayan Alarko İstikbal Kulübü bünyesinde düzenlenen gezi, yemek aktivitelere tüm Alarko Personelinin katılımı.

Senin İçin Titriyorum İstanbul

Senin İçin Titriyorum İstanbul
Senin İçin Titriyorum İstanbul
Senin İçin Titriyorum İstanbul

Şehirlerin şehri İstanbul’u anlatmak için kelimeler elbette kifayetsiz kalmaktadır. Birçok imparatorluğa başkentlik ettiğini söylemek, onu anlatmak için yetersizdir. Çünkü mazinin her yerinde var olduğu ve şimdinin geleceğe doğru durmaksızın aktığı bu şehir, sakinlerini, geçmişinden ziyade insanlarla kurduğu ilişkiden dolayı büyülemektedir.

“Senin İçin Titriyorum İstanbul” yazısını okumaya devam et